Archives

Haydarpaşa-Kars Doğu Ekspresi+Doğuya Yolculuk

 

 Bundan tam 1 yıl önce hayatımda ilk defa uzun hatta upuzun bir tren yolculuğu yaptım. İstanbul’dan başlayıp Erzurum Horasan’a  uzanan bir yolculuk. Tam 2 gün sürdü. Muhteşem keyifli, maceraya açık bir yolculuk.

Kardeşim (Beyhan)in tayini Ağrı Doğubayazıt’a çıkınca eşim ben ve oğlum kardeşimi yerleştirmeye Ağrı’ya gittik. Bilenler bilir Doğubayazıt Türkiye’nin doğudaki son noktasıdır. Bu yolculuğu ilk önce uçakla yapmayı düşündük ama sonra eşim Haydarpaşa’dan Kars’a Doğu Ekspresi diye bir tren gidiyormuş. Bunu da bir düşünsek mi deyince hiç tren yolculuğu yapmayan ben büyük bir hevesle evet dedim. Gerçi bu yolculuğa ilk başta kardeşim biraz tereddüt etti ama sonunda o da istedi.

Eşim trende kuşetli vagon ayırttı. Bu şekilde ailelerin yolculuk yapması çok daha rahat. Küçük bir oda şeklinde olan bu vagon sadece size ait oluyor. Koltukları istediğiniz zaman yatak haline getirebiliyorsunuz.  Ayrıca trenin birde restoran kısmı var bu kısım çok temiz olmasa da çayınızı kahvenizi içip atıştırmak için ideal.  Tuvaletlerde fena sayılmazdı ama daha temiz olabilirdi:)

Biz sabah 7:00 da Haydarpaşa’dan trenimize bindik ve uzuuuun yolculuğumuza başladık. Sabah buz gibi olan havaya inat gayet neşeli başladı yolculuğumuz.  Bu arada aylardan Aralık yani kışın merhaba dediği ay:) Tren için evde hazırlıklar yapmıştım. Börekler, poğaçalar, sarmalar ve salatalık malzemeler. Şahane bir kahvaltı yaptık.  Restoranda çaylarımızı içtik. (dışarıdaki manzara eşliğinde yolculuk inanın çok zevkli)

Gece yarısı saat 12:30 – 01:00 civarı Yozgat Yerköy’de olduk. Annemler aslında Çorum’da oturuyorlar ama en yakın tren istasyonu Yerköy’de olduğundan kardeşimle orada buluştuk. Maaile kardeşimi yolcu etmeye gelmişlerdi. Annem, küçük kardeşim Derya, teyzemler, dayımlar,… Hepsiyle kısa bir kucaklaşmanın ardından Beyhan’ı da trene bindirip yolculuğumuza devam ettik. Beraber film izledik, yemek yedik, kahvaltı yaptık. İnanın bu kadar küçük bir odada böyle keyifli vakit geçireceğimi tahmin etmezdim. M. Nafi Yusuf’unda neşesi gayet yerindeydi. Teyzesiyle çok güzel eğlendiler. Gerçi yolculuğumuzun sonlarına doğru Nafi artık o trenden çıkamayacağımızı düşünüyordu ama çıktık Allah’a şükür:)

Yolculuğun en kötü kısmı kaloriferlerin Sivas’tan sonra çalışmamasıydı. Sabaha karşı titreyerek uyandım ve hemen oğlumu kontrol ettim zavallı küçüğüm buz tutmuştu resmen. Eşim yetkili birisiyle görüştü. Bizi yataklı vagona aldılar. O soğuktan sonra yataklı vagon kısmı dünyada kendimizi cennette hissettirdi:) Soğuktan kemiklerin donması böyle birşeymiş. Sıcakta yavaş yavaş çözüldüğümü hissettim:)

Veee ertesi gün akşam bizim için trende son nokta olan Erzurum Horasan’da indik. Ama Doğu Ekspresi Kars’a kadar olan yolculuğuna devam etti. Biz taksiye binip öğretmen evine gittik.  Bir gece orada konakladıktan sonra kahvaltımızı yapıp Ağrı Doğubayazıt otobüsüne bindik. Birkaç saat süren yolculuktan sonra Doğubayazıt’a vardık. Doğu ne de olsa buz gibidir düşüncesi vardı bizde ama Doğubayazıt beklediğimizin aksine iklim olarak Akdeniz iklimine daha yatkınmış.

Doğubayazıt’ta ilk önce bir otele yerleştik. Sonra gidip aşağıda fotoğraflarını gördüğünüz yemeklerden yedik. Tadı damağımda kalan saç tava müthiş lezzetliydi.

 

3,5 kişi olarak bu saç tavayı 2 dakika gibi bir sürede yedik.  Yazının başındaki salata ise bol nar ekşili ve limonluydu. Tadına bayıldık.

 

Rendelenmiş salatalık ve süzme yoğurttan yapılan cacık. Üzeri kırmızıbiber ve zeytinyağıyla süslenmiş. Yine çok lezzetliydi. Bu arada size benden tavsiye böyle küçük yerlere gittiğinizde muhakkak esnaf lokantalarına gidin. Emin olan en lezzetli yemekleri onlarda yiyeceksiniz:)

 

Bu yumruk büyüklüğündeki köftenin adı abdigör köfte. İlginç bir geçmişi var bu köftenin. Merak edenler verdiğim linke bir göz atmalı. Ben  ve Beyhan çok beğenmedik  ama eşim beğendi. Yörenin en meşhur yemeğiymiş.

 

 

İşte tava kebabı. 10 üzerinden 10 veririm bu yemeğe. Tek kelimeyle MUH-TE-ŞEM-Dİ!

Etli, bulgurlu yaprak sarma, sarımsaklı yoğurtla beraber servis ediliyor. Bu da güzeldi ama çok suluyduuuuu:(

 

Böyle şahane bir yere gidip zaman kısıtlılığından dolayı gezemedik. Aslında gezilecek İshak Paşa Sarayı, Dünyanın en büyük ikinci Meteor Çukuru ve daha bir çok yer vardı. İnşallah başka sefere bol bol gezeriz.  Benden şimdilik bu kadar, hepinizi seviyorum!

 

 

 

Biraz Nostalji Biraz da Artvin Cağ Döner

 

Cuma günü eşim, oğlum ve ben, benim doğduğum yere Gemlik’e gittik.  Gemlik, nüfüsu çok kalabalık olmayan küçük, şirin ve yazlık bir ilçe. Anneciğimin evini yoklamaya hem de bir günlük bile olsa tatil yapmaya gittik.  Ne iyi yapmışız. Yıllar (17 yıl) sonra oraları gezmek bana hem dokundu hem de mutlu etti.

Babam emekli olduktan sonra Çorum’un Alaca ilçesine yerleştik. Babam o zamanlar bütün akrabalar orada diye bizi de alıp Alaca’da yeni bir düzen kurmuş. Hatırlıyorum zor olmuştu alışmamız… Evi Alaca’ya taşırken arabada, babama; orada deniz var mı diye sormuştum. O da gülerek; yok kızım orada deniz yok ama akrabalarıızın çoğu orda demişti. Çok ağlamıştım, ben deniz olamayan bir yere gitmem diye:) Sevemeyeceğimi düşünüyordum, velhasıl öyle de oldu. Sevemedim hiç, sadece sevdiğim insanlar orada diye mutlu oldum. Taşındıktan birkaç sene sonra babacığım vefat etti. Daha 47 yaşındaydı… Her ölüm erkendir ama babamın ki sanki çok daha erkendi…

Sonrasında annemin, babamı kaybetmenin üzüntüsüyle geçirdiği depresyon. Uzun yıllar süren ilaç tedavileri ve bol bol sıkıntı… Yaradandan geldi deyip hep sabrettik. Ama annem son birkaç yıldır çok daha iyi. Kendini epey toparladı. Biz bu haline bile şükrediyoruz en azından başımızda, başımız sıkıştığında herkesin ilk annesine koştuğu gibi biz de ona koşuyoruz. Canım benim… İyiki varsın, iyiki yanımızdasın…

 

Neyse efendim ben uzun zaman yazmıyorum ama bir de yazmaya başlayınca böyle çenem düşüyor. Hımmm ben Gemlik diyordum dimi:) Dostlar oraya yolunuz düşerse Artvin Cağ Döner yemezseniz çok büyük bir nimeti kaçırırsınız. Etten az buçuk anlarım ve her eti yiyemem. Bu döner için etler hayvanın en lezzetli yerlerinden seçiliyormuş. Muhteşem birşey. Yediğimiz lokanta küçük bir esnaf lokantası ama geleni gideni hiç eksik olmuyor. Döneri küçük güveç tabaklarında servis ediyorlar. Yanına da salata ve buz gibi ayran. Tek eksi yanı ayranları keşke yayık ayranı olsa. Öylesi daha bir makbul olmazmıydı? Ama yemeğe başlayınca ayran, salata falan düşünecek haliniz de kalmıyor:) Ben yukarıdaki yemeği yedikten sonra düşündüm bu ayrıntıyı:)))

İlçenin öğretmen evinde kaldık.  Yeni restore edilmiş, boya kokusu  bile hala içinde olan tertemiz bir mekan.  Denize sıfır bir manzara ve bu manzara eşliğinde yediğimiz harika bir akşam yemeği ve kahvaltı. Yemeğin fotoğrafları yok ama kahvaltı tabağımı çektim. Yemek söz konusu olunca gözüm dönüyor, fotoğraf çekmeyi unutuyorum:))

Gün içerisinde annemin evini dolaşıp camlara kiralık yazıları astık, birkaç ufak tefek iş hallettik. Aşırı sıcaktan bayılma noktasına gelen bünyelerimizi buz gibi soğuk sularla ayılttık:) Ama yine de nefis bir gün geçirdiğimize karar verdik ve en kısa zamanda yeniden gelmenin planlarını daha oradayken yaptık…

İşte bu kadar. Uzun bir yazı oldu ama nasıl bağlayacağımı bilemedim affınıza sığınarak Canan kaçar diyorum ve hepinizi çok seviyorum…