Archives

Sofralar, Tabaklar ve Alışveriş

tabak

Hanımlar tariflik bir resim yok malesef:) Sadece instagramda ara ara (sık aralıklarla diyeyim:)) yayınladığım kahvaltı tabaklarından bir tanesini fikir olması açısından sitede yayınlıyorum.

Evet, kabul ediyorum süslü püslü tabakları ve sofraları seviyorum. Haklı olarak düşünebilirsiniz, bu sofraları hazırlamak için kullandığın tabak, çanak dünya paradır  diye. Ama durum pek öyle değil ben bu sofralarda kullandığım malzemeleri genel olarak takım şeklinde değil de 2 şer adet olarak alıyorum.Misal verecek olursak benim kaç çeşit yemek takımım olduğunu soran arkadaşlar oluyor, hemen cevaplayayım ; bir tane takımım var onu da İkea’dan almıştım. Ara ara aldığım bu ikişer tabaklarla sofrayı renklendirip farklı görünmesini sağlıyorum.

Alışveriş yaparken de ilk baktığım yerler English Home, Mudo ve Tepe Home. Tabi semt pazarlarını da unutmamak gerek çünkü oralardan aldığım ufak tefek şeyler genelde çok beğeniliyor. Velhasılı kelam şık sofralar için çok ciddi bütçeler ayırmaya gerek yok, ufak dokunuşlarla her sofra birbirinden farklı ama görsel olarak sizi tatmin edecek derecede güzel olabilir.

Kahvaltı Masası

kahvaltı

Bu kahvaltı sofrasını çok ama çok sevdiğim canım arkadaşım Emine’m için hazırlamıştım. Çok fazla çeşit yok ama biz zaten beraber olunca kahvaltıyı falan unutup muhabbete odaklanıp doyuyoruz:)

Çevremde çok insan var ama benim dostum, sırdaşım dediğim insan sınırlıdır. Her zaman şu düsturu benimsemişimdir; herkesle konuşurum ancak herkese güvenmem. Bu şu anlama geliyor; güvendiğim kişi sayısı bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az ama bir o kadar da sağlam! Bu bir elin parmaklarını geçmeyecek kişilerden biri de benim can dostum Emine. Canım sıkkın olduğunda içimi rahatlatan, mutlu günümde benimle beraber aynı ölçüde sevinen, sırdaş, … ve daha pek çok güzel sıfatı ona yakıştırabileceğim nadir insanlardan. (Maşallah diyelim lütfen)

İşte böyle güzel bir dost için kurmuştum bu sofrayı. Menümüzde;

Ispanaklı tepsi böreği
Patatesli kahvaltı pizzası
Yoğurtlu karnabahar
Yoğurtlu havuç kızartması
Domates salatası
Kahvaltılıklar

Rabbim herkesi böyle güzel insanlarla karşılaştırsın. Amin…

Saçma Sapan ve Terbiyeden Uzak Yorumlar

kalp-resimleri-12[1]

Aslında uzun zamandır bu yazıyı yazmak niyetindeydim fakat araya giren pek çok şeyden dolayı ertelemiştim. Ta ki son yoruma kadar:((  Ben ilk önce bu siteyi açma nedenimden bahsetmek istiyorum:

İlk olarak ileride bana ve aileme benden bir anı, hatıra olarak kalması ikincisi ise mutfakta deneyimsiz olan arkadaşlara yardımcı olabilmek. Çok şükür ki bu konuda gönlüm çok rahat 5 yıl boyunca pek çok güzel beni çok ama çok mutlu eden geri dönüş yaşadım. Bunların yanında yine beni çok motive eden dozunda eleştiriler aldım. Bunların hepsi bana çok şey kattı. Ancak bazı isimsiz şahsiyetlerin yaptığı, işlerinin sadece moral bozup bununla mutlu olmak olanların yaptıkları beni şu son zamanlarda gerçekten çok üzdü.

Bundan dolayı burada bir açıklama yapma gereği hissettim. Siteye yazılan her yorumu onaylıyorum, ama bu sadece yazılan yazılarla ilgili olanlar anlamında. Şahsıma ya da aileme gelen kırıcı nitelikteki yorumları asla onaylamayacağım. Umarım bundan sonra böyle üzücü şeyler yaşamam:(

Hepinizi seviyorum, hayat gerçekten sevince güzel…

Sevgiler,

Haydarpaşa-Kars Doğu Ekspresi+Doğuya Yolculuk

 

 Bundan tam 1 yıl önce hayatımda ilk defa uzun hatta upuzun bir tren yolculuğu yaptım. İstanbul’dan başlayıp Erzurum Horasan’a  uzanan bir yolculuk. Tam 2 gün sürdü. Muhteşem keyifli, maceraya açık bir yolculuk.

Kardeşim (Beyhan)in tayini Ağrı Doğubayazıt’a çıkınca eşim ben ve oğlum kardeşimi yerleştirmeye Ağrı’ya gittik. Bilenler bilir Doğubayazıt Türkiye’nin doğudaki son noktasıdır. Bu yolculuğu ilk önce uçakla yapmayı düşündük ama sonra eşim Haydarpaşa’dan Kars’a Doğu Ekspresi diye bir tren gidiyormuş. Bunu da bir düşünsek mi deyince hiç tren yolculuğu yapmayan ben büyük bir hevesle evet dedim. Gerçi bu yolculuğa ilk başta kardeşim biraz tereddüt etti ama sonunda o da istedi.

Eşim trende kuşetli vagon ayırttı. Bu şekilde ailelerin yolculuk yapması çok daha rahat. Küçük bir oda şeklinde olan bu vagon sadece size ait oluyor. Koltukları istediğiniz zaman yatak haline getirebiliyorsunuz.  Ayrıca trenin birde restoran kısmı var bu kısım çok temiz olmasa da çayınızı kahvenizi içip atıştırmak için ideal.  Tuvaletlerde fena sayılmazdı ama daha temiz olabilirdi:)

Biz sabah 7:00 da Haydarpaşa’dan trenimize bindik ve uzuuuun yolculuğumuza başladık. Sabah buz gibi olan havaya inat gayet neşeli başladı yolculuğumuz.  Bu arada aylardan Aralık yani kışın merhaba dediği ay:) Tren için evde hazırlıklar yapmıştım. Börekler, poğaçalar, sarmalar ve salatalık malzemeler. Şahane bir kahvaltı yaptık.  Restoranda çaylarımızı içtik. (dışarıdaki manzara eşliğinde yolculuk inanın çok zevkli)

Gece yarısı saat 12:30 – 01:00 civarı Yozgat Yerköy’de olduk. Annemler aslında Çorum’da oturuyorlar ama en yakın tren istasyonu Yerköy’de olduğundan kardeşimle orada buluştuk. Maaile kardeşimi yolcu etmeye gelmişlerdi. Annem, küçük kardeşim Derya, teyzemler, dayımlar,… Hepsiyle kısa bir kucaklaşmanın ardından Beyhan’ı da trene bindirip yolculuğumuza devam ettik. Beraber film izledik, yemek yedik, kahvaltı yaptık. İnanın bu kadar küçük bir odada böyle keyifli vakit geçireceğimi tahmin etmezdim. M. Nafi Yusuf’unda neşesi gayet yerindeydi. Teyzesiyle çok güzel eğlendiler. Gerçi yolculuğumuzun sonlarına doğru Nafi artık o trenden çıkamayacağımızı düşünüyordu ama çıktık Allah’a şükür:)

Yolculuğun en kötü kısmı kaloriferlerin Sivas’tan sonra çalışmamasıydı. Sabaha karşı titreyerek uyandım ve hemen oğlumu kontrol ettim zavallı küçüğüm buz tutmuştu resmen. Eşim yetkili birisiyle görüştü. Bizi yataklı vagona aldılar. O soğuktan sonra yataklı vagon kısmı dünyada kendimizi cennette hissettirdi:) Soğuktan kemiklerin donması böyle birşeymiş. Sıcakta yavaş yavaş çözüldüğümü hissettim:)

Veee ertesi gün akşam bizim için trende son nokta olan Erzurum Horasan’da indik. Ama Doğu Ekspresi Kars’a kadar olan yolculuğuna devam etti. Biz taksiye binip öğretmen evine gittik.  Bir gece orada konakladıktan sonra kahvaltımızı yapıp Ağrı Doğubayazıt otobüsüne bindik. Birkaç saat süren yolculuktan sonra Doğubayazıt’a vardık. Doğu ne de olsa buz gibidir düşüncesi vardı bizde ama Doğubayazıt beklediğimizin aksine iklim olarak Akdeniz iklimine daha yatkınmış.

Doğubayazıt’ta ilk önce bir otele yerleştik. Sonra gidip aşağıda fotoğraflarını gördüğünüz yemeklerden yedik. Tadı damağımda kalan saç tava müthiş lezzetliydi.

 

3,5 kişi olarak bu saç tavayı 2 dakika gibi bir sürede yedik.  Yazının başındaki salata ise bol nar ekşili ve limonluydu. Tadına bayıldık.

 

Rendelenmiş salatalık ve süzme yoğurttan yapılan cacık. Üzeri kırmızıbiber ve zeytinyağıyla süslenmiş. Yine çok lezzetliydi. Bu arada size benden tavsiye böyle küçük yerlere gittiğinizde muhakkak esnaf lokantalarına gidin. Emin olan en lezzetli yemekleri onlarda yiyeceksiniz:)

 

Bu yumruk büyüklüğündeki köftenin adı abdigör köfte. İlginç bir geçmişi var bu köftenin. Merak edenler verdiğim linke bir göz atmalı. Ben  ve Beyhan çok beğenmedik  ama eşim beğendi. Yörenin en meşhur yemeğiymiş.

 

 

İşte tava kebabı. 10 üzerinden 10 veririm bu yemeğe. Tek kelimeyle MUH-TE-ŞEM-Dİ!

Etli, bulgurlu yaprak sarma, sarımsaklı yoğurtla beraber servis ediliyor. Bu da güzeldi ama çok suluyduuuuu:(

 

Böyle şahane bir yere gidip zaman kısıtlılığından dolayı gezemedik. Aslında gezilecek İshak Paşa Sarayı, Dünyanın en büyük ikinci Meteor Çukuru ve daha bir çok yer vardı. İnşallah başka sefere bol bol gezeriz.  Benden şimdilik bu kadar, hepinizi seviyorum!

 

 

 

29 Ekim Bizim HEPİMİZİN Bayramı!

 

 

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’mız kutlu olsun. Bu yıl hüzünlü geçti bu bayram. Yüreğimizi yakan şehit kardeşlerimizin acısı yüreğimizde soğumadan Van’da olan deprem sarstı bizi yeniden. Ama şükür ki biz böyle bir vatanın böyle bir Ata’nın evlatlarıyız. Yılmadık, yıkılmadık, dimdik ayaktayız…

Teröre inat, ırkçılık yapıp bizi birbirimize kırdırmaya çalışan namustan yoksun şahsiyetsizlere inat AYAKTAYIZ!

 

 

 

Biraz Nostalji Biraz da Artvin Cağ Döner

 

Cuma günü eşim, oğlum ve ben, benim doğduğum yere Gemlik’e gittik.  Gemlik, nüfüsu çok kalabalık olmayan küçük, şirin ve yazlık bir ilçe. Anneciğimin evini yoklamaya hem de bir günlük bile olsa tatil yapmaya gittik.  Ne iyi yapmışız. Yıllar (17 yıl) sonra oraları gezmek bana hem dokundu hem de mutlu etti.

Babam emekli olduktan sonra Çorum’un Alaca ilçesine yerleştik. Babam o zamanlar bütün akrabalar orada diye bizi de alıp Alaca’da yeni bir düzen kurmuş. Hatırlıyorum zor olmuştu alışmamız… Evi Alaca’ya taşırken arabada, babama; orada deniz var mı diye sormuştum. O da gülerek; yok kızım orada deniz yok ama akrabalarıızın çoğu orda demişti. Çok ağlamıştım, ben deniz olamayan bir yere gitmem diye:) Sevemeyeceğimi düşünüyordum, velhasıl öyle de oldu. Sevemedim hiç, sadece sevdiğim insanlar orada diye mutlu oldum. Taşındıktan birkaç sene sonra babacığım vefat etti. Daha 47 yaşındaydı… Her ölüm erkendir ama babamın ki sanki çok daha erkendi…

Sonrasında annemin, babamı kaybetmenin üzüntüsüyle geçirdiği depresyon. Uzun yıllar süren ilaç tedavileri ve bol bol sıkıntı… Yaradandan geldi deyip hep sabrettik. Ama annem son birkaç yıldır çok daha iyi. Kendini epey toparladı. Biz bu haline bile şükrediyoruz en azından başımızda, başımız sıkıştığında herkesin ilk annesine koştuğu gibi biz de ona koşuyoruz. Canım benim… İyiki varsın, iyiki yanımızdasın…

 

Neyse efendim ben uzun zaman yazmıyorum ama bir de yazmaya başlayınca böyle çenem düşüyor. Hımmm ben Gemlik diyordum dimi:) Dostlar oraya yolunuz düşerse Artvin Cağ Döner yemezseniz çok büyük bir nimeti kaçırırsınız. Etten az buçuk anlarım ve her eti yiyemem. Bu döner için etler hayvanın en lezzetli yerlerinden seçiliyormuş. Muhteşem birşey. Yediğimiz lokanta küçük bir esnaf lokantası ama geleni gideni hiç eksik olmuyor. Döneri küçük güveç tabaklarında servis ediyorlar. Yanına da salata ve buz gibi ayran. Tek eksi yanı ayranları keşke yayık ayranı olsa. Öylesi daha bir makbul olmazmıydı? Ama yemeğe başlayınca ayran, salata falan düşünecek haliniz de kalmıyor:) Ben yukarıdaki yemeği yedikten sonra düşündüm bu ayrıntıyı:)))

İlçenin öğretmen evinde kaldık.  Yeni restore edilmiş, boya kokusu  bile hala içinde olan tertemiz bir mekan.  Denize sıfır bir manzara ve bu manzara eşliğinde yediğimiz harika bir akşam yemeği ve kahvaltı. Yemeğin fotoğrafları yok ama kahvaltı tabağımı çektim. Yemek söz konusu olunca gözüm dönüyor, fotoğraf çekmeyi unutuyorum:))

Gün içerisinde annemin evini dolaşıp camlara kiralık yazıları astık, birkaç ufak tefek iş hallettik. Aşırı sıcaktan bayılma noktasına gelen bünyelerimizi buz gibi soğuk sularla ayılttık:) Ama yine de nefis bir gün geçirdiğimize karar verdik ve en kısa zamanda yeniden gelmenin planlarını daha oradayken yaptık…

İşte bu kadar. Uzun bir yazı oldu ama nasıl bağlayacağımı bilemedim affınıza sığınarak Canan kaçar diyorum ve hepinizi çok seviyorum…

Fethi Paşa Korusu

 

Bundan 15-20 gün önce havaların güzel olduğu bir haftasonu eşim, oğlum ve ben Fethi Paşa Korusu’na gitmiştik. Çok güzel bir mekan. Yeşilliklerle bezeli. Tabi birazcık yer bulma problemi yaşayabilirsiniz. Hava güzel olduğu zaman insanlar oraya akın ediyorlar.

Koru’nun işletmesi belediyeye ait. Bunu söylememin nedeni canınız birşey istiyorsa çekinmeden ( fiyat konusunda ) alıp yiyebilirsiniz. Mesela biz 1 kumpir+ patates kızartması+ et döner+ ayran+ meyve suyu+ 4 çay ve 2 tane suya sadece18 TL ödedik.

Karşıda oturmamıza rağmen sırf Fethi Paşa Korusu’na gitmek için her hafta sonu yola çıkabilirim.

Bebeğim 1 Yaşında

 

Yine böcüğü boşladım. Ama yazamamamın bu sefer ciddi sebepleri var. Ailecek gribiz. Daha doğrusu ilk ben hastalandım ardından oğlum, görümcemin kızı, görümcem ve onun eşi. Son olarakta bizim bey:( Resmen hastalıktan kırılıyoruz. Biz büyükler yine az çok idare ediyoruz ama çocukların dayanması daha zor oluyor.

Birde ortalık domuz gribi kaynıyor. En ufak bir ateşlenmede telaşlanıyoruz. Geçen gece 1 de Nafi’yi Cerrahpaşa’ya götürdük. İçeri girdim ve şok oldum. Acilin kapsının önü tıklım tıklım. Herkesin ağzında maske. Korkudan çocuğu içeri sokmadan geri eve getirdik. O gece sabaha kadar uyumadı. Ateşler içinde yandı . Gerçi şimdi de pek farklı değil ama  ilaçlarını düzenli verip hastalığının geçmesini ümit ediyorum.

Kaç gündür hastalıkla uğraşmaktan siteme bakamadım. Benim güzel böcüğüm 1 yaşına gelmişşş:) Amanında amanın büyüyo mu ne:)

Zat- i alileriyle bir bebek hassasiyetinde ilgilenmek gerekiyor. Annesi olarak ben, elimden geldiğince çaba sarfediyorum ama bazı geçiş dönemlerinde ihmale uğradığı doğrudur. 

Bundan bir yıl evvel size ilk selamımı vermiştim. İyiki de vermişim. Hayatımda siz blogcu arkadaşlarım ve okurlarımın ciddi bir yeri var. Hepinizi kendi ailemden biriymiş gibi seviyorum.  Ne kadar abartıyor demeyin gerçekten öyle. Kalp kalbe karşıdır derler ya sizin de beni sevdiğinizi biliyorum ve bununla çok mutlu oluyorum.

Bu site bana çok şey kattı. En başta bir sürü tabağım çanağım oldu:) Sanki hiç yoktu:)

Güzel ve samimi arkadaşlarım oldu. Envai çeşit yemek , pasta, kurabiye, tatlı öğrendim. Hala da öğrenmeye devam ediyorum.

Böcükle uğraşmak biraz da terapi gibi geliyor.  Dünyanın sıkıntılarından sıyrılıp bir müddet rahatlıyorum. O da bana çok iyi geliyor. Aslında daha birçok şey sayabilirim. Fakat ocakta ıhlamurum var. Oğluma ve eşime birer fincan içirceğim şifa niytine. İnşallah bir an önce iyileşirler. Dualarınızı rica ediyorum.

Hepinizi çok seviyorum.

Nazlı bebeğim bidenecik böcüğüm iyiki varsın…

İçimden Gelmiyor…

 Bu aralar başım dumanlı. Aslında bu bana ara ara olur. Artık iyi saatte olsunlar mı desem bunalıma mı girdim desem bilemiyorum. Galiba ikisinin ortası. Size de oluyor mu hakikaten? Yazarken genelde imla kurallarına dikkat ederim ama şimdi etmeyeceğim. Niye mi? Öyle işte…

Stokta bir sürü güzel tarif var ama ben onları yazmak için ilham perimi bekliyorum. Sizden bu halden kurtulmak için dua rica ediyorum. Bazen içiniz sıkılır, dokunsalar ağlaycak gibi olursunuz. Canınız birşey istemez. En sevdiğiniz çikolata, hatta belki sıkıntım geçer diye kendinizi mutfağa atıp özene bezene yaptığınız  ve hatta beğenilsin diye bir gelin gibi süslediğiniz pastanız bile sizi mutlu etmez. İşte öyle bir ruh halindeyim.

Bu arada Tamek’in düzenlemiş olduğu yemek yarışamasında halk oylaması sonunda dereceye girmişim:) Bakalım ilk beşe girebilecek miyim?

Canııııım dostlarım beni destekleyip oy kullandığınız için hepinize çok ama çok teşekkür ederim. İyiki sizlerle tanıştım ve iyiki varsınız…

Birde içimi acıtan, acaba arada dostlarla paylaşsam mı diye düşündüğüm biri var. V e  O biri ki kendini öyle bir sevdirmiş öyle sevdirmiş ki onu uzun zaman görmeyince insan annesini, babasını ya da ciğerparesini görmemiş gibi ateşle yanıyor. Asıl olan birşey var ki O tam bir sevda insanı, gönül ehli, gönülde yaşadıklarından bize de nasip aldırmak isteyen, dua eden  bir sevdalı. Anlatılmıyor… Zaten Onları anlatmak mümkün olmasa gerek… Aslında herkes için şu cümle bir gerçek;

BİR SEVDAMIZ VAR, ONUN İÇİN BURADAYIZ!

Muhabbetle…