Tarçınlı, Cevizli Kurabiye

Havaların iyice ısınmasıyla beraber keyfim yerine geldi çok şükür. Beni tanıyanlar bilir, soğukla aramın hiç iyi olmadığını. Bu güzel havalarda çayımızı, kahvemizi alıp eşimle beraber sık sık bahçe keyfi yapıyoruz. Böyle iyi bir eşe ve evlada sahip olduğum için ne kadar hamd etsem azdır. Ailemiz bizim en değerli varlıklarımız, Allah eksikliklerini ve acılarını göstermesin. Amin!

Bu güzel zamanlarda çayımızın yanına yaptığım atıştırmalık tarçınlı toplar. Yapması biraz el oyalıyor ama bence bu lezzete değer. Tarçın ve ceviz uyumunu sevenler hiç durmasın derim!

Malzemeler

  • 250 gr margarin ya da tereyağı (yarı yarıya da yapabilirsiniz)
  • 1 çay bardağı pudra şekeri
  • 1 çay bardağı çekilmiş ceviz
  • Yarım çay bardağı sıvı yağı
  • 1 paket kabartma tozu
  • 1 paket vanilya
  • 1 çay kaşığı tarçın
  • 3,5 – 4 su bardağı un (hamur kulak memesi kıvamına gelene dek un)

Üzerine

  • 4 -5 yemek kaşığı pudra şekeri
  • 1 yemek kaşığı tarçın

Yapılışı

  1. Oda sıcaklığında yumuşamış margarini, sıvı yağı, pudra şekerini elinizle iyice birbirine yedirin.
  2. Cevizi, tarçını ilave edip tekrar yoğurun. Unu, kabartma tozunu ve vanilyayı ekleyip hamur kulak mememsi kıvamına gelene kadar yoğurun. ( Kuabiyeler genelde çok yoğurulmaz, malzemeler biribirine geçene kadar yoğurulur. Hamurla fazla oynamak kurabiyelerinizi sert yapar!)
  3. Hamurdan cevizden küçük parçalar kopartıp yuvarlayın, yağlı kağıt serdiğiniz tepsiye aralıklı olarak dizin.
  4. 160C – 170C de fırınınızı ısıtın ve kurabiyelerinizi 20 dk pişirin.
  5. Pudra şekeri ve tarçını karıştırın.
  6. Ilık haldeki kurabiyelerinizi hazırladığınız tarçınlı, şekerli harca bulayıp servis tabağına dizin. Ben kalanları kurabiyelerin üzerine serptim.

Buon Appetito!

 

Carte Dor Sen Ne Vefalısın:)

Bundan 3-4 ay evvel Carte Dor, çok güzel bir kutu içerisinde resimde gördükleriniz+ göremediğiniz birkaç paket yeni çıkan ürününü yolladı. Severiz biz blogcanlar olarak kendilerini. Zaten kendi kalitelerini her yeni çıkan üründe bir kez daha ispatlıyorlar. Bu makaronları henüz denemiş değilim fakat beğeneceğime hiç şüphem yor. Şu an göremediğiniz çikolatalı suflesinden maaile pek bir memnun olduk. Her daim alınıp yapılabilir, misafire ikram edilebilir.

Sonrasında dostlar bu sevgili Carte Dor pek bir vefalıdır. Misal kadınlar günümü ilk kutlayan kendileri oldu. Sabah gelen bu tadımlık kukiler 8 Mart sabahı şımarmama yetti de arttı bile:)

Kendilerine buradan teşekkürü bir borç bilir sevgilerimi iletirim.

http://www.cartedor.com.tr/

Canon 600D Kazanabilirsiniz!

Fotografium Canon 600D profesyonel fotoğraf makinesi hediye ediyor! Yarışmaya katılarak Canon 600D , Manfrotto tripod ve Kata sırt çantası kazanma şansı yakalayın! http://blog.fotografium.com/fotografium-canon-600d-hediye-ediyor/ sayfasını ziyaret ederek yarışma hakkında diğer bilgilere ulaşabilirsiniz.

Vanilyalı Bademli Kurabiye

Günlerden Çarşamba’dır. Mühimatı büyük bu günün. Gossip Girl’ü alt yazılı olarak izlediğim gün. Her hafta Çarşamba’nın gelişini şiddetle bekliyorum.

İlk zamanlar bu diziyi kim izliyor bu nasıl bir insan topluluğudur (yukarı doğu yakalılar) bir ondan bir ona kalplerinin uçuş uçuş olması beni fıtık etmişti. Ancaaaak! Can sıkıntısından şu zengin (ultra zengin) çocukların neler yaptığını merak edip diziyi internetten izlemeye başlayınca olay tamamen değişti.

 Şu an 5. sezonu oynayan dizinin önceki 4 sezonunu pc başında gözlerimin bozulması ve beynimin uyuşmasına rağmen günde 5-6 bölüm arka arkaya izledim. Sonuç tamamen bağımlılık. Şimdi her hafta çılgınlar gibi Gossip Girl izliyorum .(+) yanından çok (-) yanı var. Tavsiye eder miyim? Etmem. Çoğu insan bu diziyi vakit kaybı olarak görüyor. Aslında doğrudur. Lakin bu furyaya hiç bulaşmamanızı öneririm. Bir kere kapıldınız mı arkası 5. sezona kadar gidiyor.

Aslında sanane Blair Waldorf’tan, Serena’dan, Chuck’tan. Ama Blair, aşkım öyle güzel ki sırf onu izlesem yeter sankim:)  Bu arada Dan Humphrey’in de hakkını yemeyeyim. Blair’la senin sonuna kadar arkanızdayım:)

Velhasıl ben bugün bu kurabiyeyi dizimi keyifle izlerken yanında atıştırmalık olarak yaptım. Nefis birşey olduğunu söylemeden geçersem vanilyalı bademli kurabiyeme haksızlık olur. Ben dahil çevremde yiyen herkesten tam not aldı. Tarif Portakal Ağacı’ndan. Sağol varol Hatice!

Not: Bu seferlik kopyala yapıştır yaptım. Affola:(

Malzemeler:

  • 2 su bardağı (265gr) un
  • 1 tutam tuz
  • 200gr tereyağı
  • yarım su bardağı (60gr) pudra şekeri
  • 1 yumurta
  • 1 paket vanilin (bunun yerine 3 tatlı kaşığı vanilya şekeri de kullabilirsiniz, tarifi aşağıda)
  • 1 + dörtte bir su bardağı (180gr) dövülmüş çiğ badem

Hazırlanması:

  1. * Kendi vanilya şekerinizi yapmak için 2 su bardağı şekeri bir kavanoza koyun. İçine temiz bir vanilya çubuğu ekleyin, kapağı kapatın ve iyice karıştırın. Arada sallayarak birkaç gün bekleyin ve kullanın. Şeker azaldıkça ilave edebilirsiniz.
  2. Geniş bir kapta tuz ve unu karıştırın. Tereyağını küp küp kesip elinizle una yedirin.
  3. Pudra şekeri, yumurta, vanilin veya vanilya şekeri ve bademleri ekleyip karıştırın. Hamuru yarım saat buzdolabında bekletin.
  4. Hamurdan küçük parçalar koparıp elinizle rulo şekline getirin ve hilal şekli verin.Kenarları içe doğru (kruvasan gibi) kıvırın. Tepsiye yerleştirip tekrar buzdolabında 15 dakika bekletin. 200C fırında 10-15 dakika pişirin.
  5. Hala ılıkken üzerine pudra şekeri serpin.

xoxo,

by

Sebze Çorbası

Geçnlerde derin dondurucuya attığım sebzelerle ilgili bir yazı yazmıştım. İşte bu çorbayı dondurucudaki o sebzelerden yaptım.

Yapılışı

  1. Derin bir tencereye 2-3 yemek kaşığı sıvı yağ koyun.
  2. Bir poşet buzluktaki sebzelerden tencereye boşaltın. Bütün sebzeler yumuşayıncaya kadar haşlayın. En sert sebze havuç yumuşadıysa diğerleri zaten pişmiştir. Üzerini geçecek kadar kaynar su ekleyin.
  3. Tuz ve karabiber atın. Çorbayı blendırdan prüzsüz kıvam alana kadar çekin.
  4. Üzerine isot sos yapıp afiyetle için.

Not: Eğer kıvamı yoyu olursa su ilavesi yapabilirsiniz. (Çorbaya 1 tane et bulyonda atabilirsiniz.)

Şifa olsun…

Bu Aralar Okuduklarım + En Sevdiklerim

Bu aralar okuduğum kitaplar içinde en sevdiklerim kesinlikle ATEŞ SERİSİ oldu. Fantastik bir seri. Yazarı Newyork Time Bestseller. Yani kitabın hayranları yüzbinlerle ifade ediliyor. Muh-te-şem.  Ama içeriğinden çok bahsetmek istemiyorum, şayet merak ettiyseniz şiddetle alıp okumanızı öneririm. Gerçi serinin 4. kitabı çıkana kadar meraktan kurdeşen dökebilirsiniz (benim gibi) ama okumamak büyük kayıp olur. Buradan Epsilon Yayınevin’e sesleniyorum: NOLUR DÖRT VE BEŞİ BERABER ÇIKARIN ve ACELE EDİN! Epsilon Yayınevi’nin facebook sayfasından bir takipçinin bu kitap hakkındaki yorumunu paylaşmadan edemeyeceğim:

Karen Marie Moning – Ateş Serisi “Karanlık Ateş – Kan ateşi – İntikam Ateşi” Bitti…

Çok nankörüm biliyorum…

Ne zaman yeni bir tane okusam “İşte bu!” diyorum ve gerçekten de öyle hissediyorum. Türkiye’de yayımlanan ilk kitabının üzerinden 2 yıl geçmiş bir kitap ve ben yeni keşfediyorum. Üstelik Epsilona ait… Oysa ben söz konusu Epsilon kitapları olunca okyanustaki tek damla kan kokusunu alabilen köpekbalığı gibi bir şeyimdir.
Çok net söylüyorum. Türkçeye çevrilen fantastik seriler içinde en sevdiğim seriyi okumuş bulunuyorum. (Gerçi 4 ve 5. Romanlar henüz ülkemizde çıkmadığı için okumadım)
Konusuna kısacık değinmek ve sonra bendeki izlerinden bahsetmek istiyorum. Çünkü bitirdiğimden beri aklımı meşgul eden bir fantastik dünya içine girmiş durumdayım.
MacKayla Lane sarışın, süsüne – özellikle pembeye – düşkün kendi halinde bir kızcağız. Ancak hayatı, havuz keyfi yaptığı sırada gelen bir telefonla değişiyor… Hayattaki en sevdiği kişi, kız kardeşi Alina’nın İrlanda’da öldürüldüğü haberiyle yıkılan kız, Alina’nın ölmeden önce telefonuna bıraktığı mesajların anlamını çözmek için Dublin’e gidiyor. Niyeti ablasının bahsettiği Sinsar Dubh kitabını araştırmak ve en önemlisi polisin aramayı bıraktığı katili bulmak. İşte bu noktada yolu, kapkaranlık bir sokakta ışıl ışıl parıldayan Barrons Kitap ve Süs Eşyaları dükkânının sahibi Jericho Barrons ile kesişiyor.

Mac’in bilmediği o kadar çok şey var ki her birinden bahsedecek olursam işin içinden çıkamayabilirim. Ancak bir tanesi var ki biraz zayıf bünyelerde akıl yitikliğine neden olabilir… Mac bir Sidhe Kâhini… Yani Fae (cinler – periler) büyüsünün işlemediği, Fae’nin illüzyonunun ya da cazibesinin arkasında yatan gerçek doğasını görebilme yeteneğine sahip kişi… Üstelik bu özelliğine ek olarak o bir Null. Yani bir dokunuşuyla bir Fae’i dondurma özelliğine de sahip(Bu çok ender rastlanan bir durum, hatta Mac türünün son örneği bile olabilir). Bu bilgileri kitabın başındaki fihristten edinebiliyorsunuz. Tüm bunların dışında Mac, bağlılık, sevgi, acı ve gücün bir karışımı. Hayatı hiç ummadığı bir anda değişince ailesi gibi olayı kabullenmeyip, üzerine gitmesi ve tüm acısına rağmen dışarıdan tasasız görünmesi ondaki potansiyel hakkında az biraz bilgi veriyor bize. İç sesleri fazla geveze ve işte Mac bu dedirten türden…

Dışarıdan bakıldığında insanmış gibi görünmesine rağmen, gerçek yüzleri en korkunç film yaratıklarına benzeyen, aramızda elini kolunu sallayarak insan avlayan Fae denen yaratıkları kabullenişi hiç kolay değil ancak bu noktada kendisine az önce bahsettiğim Barrons yardımcı oluyor. Fakat bu yardım düşündüğünüz gibi nezaket çerçevesinde, anlayış dolu bir yardım olmadığı gibi karşılıklı çıkarları içeriyor. Anlayacağınız Barrons da bir şeylerin peşinde ve onu almak için Mac’i fazlasıyla zorlayan, yaşamla ölümün iç içe geçtiği, bol kötü adamlı, maceralı bir süreç başlatıyor.

Karşılıklı ilişkileri biraz tuhaf. Kitap birinci ağızdan anlatıldığı için erkeğine ne düşündüğünü anlamak neredeyse imkânsız ama biz kızlar güçlü önsezilerimiz ve ufak ipuçlarıyla ona dair birkaç bilgiye erişebiliyoruz. Mesela, o inanılmaz seksi ve güçlü bir karakter. Hatta okuduğum en etkileyici karakter. İnanın bunu yaptığı fantastik bir şeye bağlamadan, sadece varlığıyla satırlar arasında oluşturduğu büyünün etkisiyle söylüyorum. Dışarıdan bakıldığında çok kaba ama tek bir cümle ile hakkındaki her fikri değiştirebilecek bir potansiyele sahip… Bazen kötü olduğunu bile düşündüm -ki 3. Kitap sonu itibariyle hala iyi bir adam olduğundan emin değilim. Mac’e sadece ölüm döşeğinde ya da işitemeyeceği kadar meşgul olduğu zamanlarda ismiyle hitap etmesi dışında her zaman mesafeli bir Bayan Lane deyişi beni her seferinde gülümsetti.

Aralarındaki cinsel kimya mükemmeldi. Okuduğum tüm yetişkin paranormal serilerin vazgeçilmezi olan tutku, bu seride harika işlenmişti. İnanın bana üç kitap boyunca paylaşılan birkaç öpücüğün okura hissettirdiği başka kitaplardakinden ham ve etkileyiciydi. Çünkü yazar ne yaptığını çok iyi biliyordu. Aralarındaki şeyi hep canlı tutup, gerilimi kıvılcımlar çıkartacak noktaya taşırken okuru da ayrı bir meraka sürüklüyordu. Yine de 4 ve 5. Kitaplardaki romantik satırlara karışmak için sabırsızlanıyorum. Mac ve Barrons’u okumak son zamanlarda yaptığım en eğlenceli şeydi. Seri boyunca hep şu soruyu soracak ve kendinizce yanıtlar bulacaksınız. “Barrons ne?” Onu bu kadar özel kılan ne? Mac Fae’lerin gerçek yüzünü görmesine rağmen ona baktığında sadece derin siyah gözlerini ve kadınca başka bir sürü şey dışında anormal bir şey göremese de herkesten farklı olduğunu biliyor. En kudretli Fae’lerin bile korkmasına neden olan, kitabın kötü karakteri Lord Masters’ı tek bir cümleyle geri püskürten, karanlık bölgeye giren insanları bir çırpıda yok eden gölge yaratıklarının fellik fellik kaçtıkları bu adam kim? Neden herkes ondan çekiniyor? Bu arada ondan çekinmeyen tek kişi Mac tahmin edersiniz ki  Aslında korkuyor ama belli etmiyor. Barrons’u güldüren, hatta kahkahalarla güldüren tek kişi de o… Barrons’un elini sür(e)mediği ama gözleriyle cesurca dokunduğu kişi o… Sürekli cızırdayan elektriği siz de hissedeceksiniz.

Tamam elektrikli dedim ama oldukça eğlenceli de bir roman. Mac’in ışıklı kafa aparatını çılgın dansı eşliğinde test ederken Barrons’a yakalandığı bölüme, cep telefonundaki şifreli IYD(if you’re dying- eğer ölüyorsan) ve IYCGM (If you can‘t get me – eğer bana ulaşamazsan) numaralarını yersiz araması durumunda Barrons’un söylediği “eğer ölüm döşeğinde değilken bu numarayı ararsanız sizi bizzat öldürmek için oraya gelirim Bayan Lane” sözüne, Mac’in Barrons için hazırladığı pembe (bu arada Barrons pembeden tiksiniyor) doğum günü pastasının hışımla tavana yapıştığı sahneye uzunca süre güldüm:)

Dilerim ki, bu serinin birçok kişinin gözünden kaçmasına neden olan şey her ne ise ortadan kalkar ve seri hak ettiği değeri alır. Hiç tereddütsüz söyleyebilirim ki okuduğum en iyi seriydi. Dark ve Midnight serilerini de çok seviyorum ama bu bambaşka… Karen Marie Moning harika bir yazar… Değerli Epsilon Yöneticileri lütfen 4 ve 5 kitaplar için bizi bekletmeyin. Hatta ikisini bir arada çıkartırsanız harika olur çünkü 4. Kitabın sonu saç baş yolduracak cinsten…

Veee ikinci en sevdiklerim. Sevgili Judith MACNAUGH. Sen nasıl bir yazarsın, kalemin sihirli mi be hatun! Şu yukarıda gördüğünüz romanların her birini 1 er günde okudum. Artık baktığım her yerde Clayton ve Whitney’i görüyorum:) En sevdiğim roman karakterleri. Bu kitaplarda historical yani sözde tarihi:) Aslında bildiğiniz aşk romanları. Dükler, düşesler zamanını anlatıyor. Beni çok eğlendirdi, okurken çok keyif aldım.

Hatta bu tarz kitapları seven bir topluluğun da facebook adresi var. Hanımlar orada sevdikleri kitapların özetlerini paylaşıp fikir alışverişinde bulunuyorlar. Bir göz atayım derseniz http://tr-tr.facebook.com/historicalromancetr bu adresi tıklayın.

Whitney ve Clayton bu romanda geçen kahramanlar. İçinde Aşk Saklı, bazılarınıza göre çerezlik gelebilir ama ben 600 küsür sayfalık romanı 1 gecede bitirdim. Beni mutlu etti. Hafta sonu keyif yaparken kahvenizin ya da salebinizin en iyi eşlikçisi olacağından eminim.

Julia Garwood’ da sevdiğim yazarlardan. Onun tarzı da historical çoğunlukla. Ama günümüz zamanınıda anlatan romanları var. Gayet keyifliydi. İskoçları ve muhteşem şatolarını merak ediyorsanız buyrun diyorum.

Sevgiler,

Akşam Yemeği ve Tavuk Külbastı

 

Geçenlerde bahsettiğim davet sofrası. Akşamında benim böğürtlenli pasta yaptığım. Bu şahane masanın sahibi Hatice Abla. Taslaklara bakacak olursanız davet masalarımın pek çoğu onundur. Sağolsun pek misafirperverdir, konuk ağırlamayı çok sever, yaptıklarıda evvelden yaptıklarının teminatıdır:) Yani eli lezzetlidir hatunumun.

 

 

Tavuk külbastı lezzetli bir yemek olmasının yanında oldukça pratik bir tarif. Sosunu hazırlayıp bir gece önceden sosta bekletince tavada alt üst birkaç dakika pişirmeyle hazırlanıyor.

Malzemeler

  • 15 parça inceltilmiş tavuk fileto (kişi başına göre kasabınıza tavuk göğsünü kestirip incelttirin)
  • Sıvyağ
  • Salça (1,5 tatlı kaşığı)
  • Kekik
  • Pul biber
  • Yoğurt ya da süt (yoğurt daha makbuldür)
  • Tuz

Yapılışı

  1. Sos malzemelerinin tam ölçüsünü veremiyorum çünkü göz kararı hazırlandı. Sosu için yoğurdu, yağı, salçayı ve baharatları karıştırıp tavukları bir kabın içinde bu sosa iyice bulayın. Kabın ağzını kapatıp dolaba kaldırın ve 1 gece dolapta bekletin.
  2. İyice kızdırlmış teflon tavada her parça tavuğu arkalı önlü kızartın. Yaklaşık 2 dakika yeterli olacaktır. Biz tavuklarımızı biraz yanık sevdiğimiz için ocakta fazla tuttuk. Siz isteğinize bağlı olarak az pişmişte yapabilirsiniz.

Tavuk külbastınız hazır. Herkese afiyet olsun.

Nişasta Helvası (Pesude)

 

Davet sofrasından önce basit bir tatlı tarifi vereyim istedim. Pesude tatlısını ilk defa sabahları yayınlanan bir yemek programında gördüm ve hemen denedim. Öncelikle benim beğendiğimi söyleyeyim sonrasında ise eşimin hiiiiiiç beğenmediğini:)

Çok pratik, akşamları yemekten sonra çayın yanına hemen hazırlanabilir. Bence denemekte fayda var. Şahsen sırf kendim yemek için 2 defa yaptım.

 

Malzemeler

  • 1 su bardağı buğday nişastası
  • 1 su bardağı şeker
  • 2 yemek kaşığı tereyağı
  • Nişastayı açmak için (sulandırmak) su
  • Tarçın

Yapılışı

  1. Nişastayı ve şekeri bir kaba alın. Üzerine nişasta boza kıvamına gelene kadar su ilave edin. (Nişastanın topakları gidene kadar iyice ezerek karıştırın.)
  2. Tereyağını tavada eritip üzerine sulandırdığınız nişastayı azar azar katın. Bu aşamada dikkatli olmak gerekiyor çünkü çok fazla sıçrıyor.
  3. Renk olarak ilk önce şeffaf oluyor fakat karıştırmaya devam ettikçe sararıyor. Helva tane tane olmaya başlayınca altını kapatın. 5 dakika dinlendirdikten sonra bol tarçınla servis yapın.