Archives

Bu Aralar Okuduklarım + En Sevdiklerim

Bu aralar okuduğum kitaplar içinde en sevdiklerim kesinlikle ATEŞ SERİSİ oldu. Fantastik bir seri. Yazarı Newyork Time Bestseller. Yani kitabın hayranları yüzbinlerle ifade ediliyor. Muh-te-şem.  Ama içeriğinden çok bahsetmek istemiyorum, şayet merak ettiyseniz şiddetle alıp okumanızı öneririm. Gerçi serinin 4. kitabı çıkana kadar meraktan kurdeşen dökebilirsiniz (benim gibi) ama okumamak büyük kayıp olur. Buradan Epsilon Yayınevin’e sesleniyorum: NOLUR DÖRT VE BEŞİ BERABER ÇIKARIN ve ACELE EDİN! Epsilon Yayınevi’nin facebook sayfasından bir takipçinin bu kitap hakkındaki yorumunu paylaşmadan edemeyeceğim:

Karen Marie Moning – Ateş Serisi “Karanlık Ateş – Kan ateşi – İntikam Ateşi” Bitti…

Çok nankörüm biliyorum…

Ne zaman yeni bir tane okusam “İşte bu!” diyorum ve gerçekten de öyle hissediyorum. Türkiye’de yayımlanan ilk kitabının üzerinden 2 yıl geçmiş bir kitap ve ben yeni keşfediyorum. Üstelik Epsilona ait… Oysa ben söz konusu Epsilon kitapları olunca okyanustaki tek damla kan kokusunu alabilen köpekbalığı gibi bir şeyimdir.
Çok net söylüyorum. Türkçeye çevrilen fantastik seriler içinde en sevdiğim seriyi okumuş bulunuyorum. (Gerçi 4 ve 5. Romanlar henüz ülkemizde çıkmadığı için okumadım)
Konusuna kısacık değinmek ve sonra bendeki izlerinden bahsetmek istiyorum. Çünkü bitirdiğimden beri aklımı meşgul eden bir fantastik dünya içine girmiş durumdayım.
MacKayla Lane sarışın, süsüne – özellikle pembeye – düşkün kendi halinde bir kızcağız. Ancak hayatı, havuz keyfi yaptığı sırada gelen bir telefonla değişiyor… Hayattaki en sevdiği kişi, kız kardeşi Alina’nın İrlanda’da öldürüldüğü haberiyle yıkılan kız, Alina’nın ölmeden önce telefonuna bıraktığı mesajların anlamını çözmek için Dublin’e gidiyor. Niyeti ablasının bahsettiği Sinsar Dubh kitabını araştırmak ve en önemlisi polisin aramayı bıraktığı katili bulmak. İşte bu noktada yolu, kapkaranlık bir sokakta ışıl ışıl parıldayan Barrons Kitap ve Süs Eşyaları dükkânının sahibi Jericho Barrons ile kesişiyor.

Mac’in bilmediği o kadar çok şey var ki her birinden bahsedecek olursam işin içinden çıkamayabilirim. Ancak bir tanesi var ki biraz zayıf bünyelerde akıl yitikliğine neden olabilir… Mac bir Sidhe Kâhini… Yani Fae (cinler – periler) büyüsünün işlemediği, Fae’nin illüzyonunun ya da cazibesinin arkasında yatan gerçek doğasını görebilme yeteneğine sahip kişi… Üstelik bu özelliğine ek olarak o bir Null. Yani bir dokunuşuyla bir Fae’i dondurma özelliğine de sahip(Bu çok ender rastlanan bir durum, hatta Mac türünün son örneği bile olabilir). Bu bilgileri kitabın başındaki fihristten edinebiliyorsunuz. Tüm bunların dışında Mac, bağlılık, sevgi, acı ve gücün bir karışımı. Hayatı hiç ummadığı bir anda değişince ailesi gibi olayı kabullenmeyip, üzerine gitmesi ve tüm acısına rağmen dışarıdan tasasız görünmesi ondaki potansiyel hakkında az biraz bilgi veriyor bize. İç sesleri fazla geveze ve işte Mac bu dedirten türden…

Dışarıdan bakıldığında insanmış gibi görünmesine rağmen, gerçek yüzleri en korkunç film yaratıklarına benzeyen, aramızda elini kolunu sallayarak insan avlayan Fae denen yaratıkları kabullenişi hiç kolay değil ancak bu noktada kendisine az önce bahsettiğim Barrons yardımcı oluyor. Fakat bu yardım düşündüğünüz gibi nezaket çerçevesinde, anlayış dolu bir yardım olmadığı gibi karşılıklı çıkarları içeriyor. Anlayacağınız Barrons da bir şeylerin peşinde ve onu almak için Mac’i fazlasıyla zorlayan, yaşamla ölümün iç içe geçtiği, bol kötü adamlı, maceralı bir süreç başlatıyor.

Karşılıklı ilişkileri biraz tuhaf. Kitap birinci ağızdan anlatıldığı için erkeğine ne düşündüğünü anlamak neredeyse imkânsız ama biz kızlar güçlü önsezilerimiz ve ufak ipuçlarıyla ona dair birkaç bilgiye erişebiliyoruz. Mesela, o inanılmaz seksi ve güçlü bir karakter. Hatta okuduğum en etkileyici karakter. İnanın bunu yaptığı fantastik bir şeye bağlamadan, sadece varlığıyla satırlar arasında oluşturduğu büyünün etkisiyle söylüyorum. Dışarıdan bakıldığında çok kaba ama tek bir cümle ile hakkındaki her fikri değiştirebilecek bir potansiyele sahip… Bazen kötü olduğunu bile düşündüm -ki 3. Kitap sonu itibariyle hala iyi bir adam olduğundan emin değilim. Mac’e sadece ölüm döşeğinde ya da işitemeyeceği kadar meşgul olduğu zamanlarda ismiyle hitap etmesi dışında her zaman mesafeli bir Bayan Lane deyişi beni her seferinde gülümsetti.

Aralarındaki cinsel kimya mükemmeldi. Okuduğum tüm yetişkin paranormal serilerin vazgeçilmezi olan tutku, bu seride harika işlenmişti. İnanın bana üç kitap boyunca paylaşılan birkaç öpücüğün okura hissettirdiği başka kitaplardakinden ham ve etkileyiciydi. Çünkü yazar ne yaptığını çok iyi biliyordu. Aralarındaki şeyi hep canlı tutup, gerilimi kıvılcımlar çıkartacak noktaya taşırken okuru da ayrı bir meraka sürüklüyordu. Yine de 4 ve 5. Kitaplardaki romantik satırlara karışmak için sabırsızlanıyorum. Mac ve Barrons’u okumak son zamanlarda yaptığım en eğlenceli şeydi. Seri boyunca hep şu soruyu soracak ve kendinizce yanıtlar bulacaksınız. “Barrons ne?” Onu bu kadar özel kılan ne? Mac Fae’lerin gerçek yüzünü görmesine rağmen ona baktığında sadece derin siyah gözlerini ve kadınca başka bir sürü şey dışında anormal bir şey göremese de herkesten farklı olduğunu biliyor. En kudretli Fae’lerin bile korkmasına neden olan, kitabın kötü karakteri Lord Masters’ı tek bir cümleyle geri püskürten, karanlık bölgeye giren insanları bir çırpıda yok eden gölge yaratıklarının fellik fellik kaçtıkları bu adam kim? Neden herkes ondan çekiniyor? Bu arada ondan çekinmeyen tek kişi Mac tahmin edersiniz ki  Aslında korkuyor ama belli etmiyor. Barrons’u güldüren, hatta kahkahalarla güldüren tek kişi de o… Barrons’un elini sür(e)mediği ama gözleriyle cesurca dokunduğu kişi o… Sürekli cızırdayan elektriği siz de hissedeceksiniz.

Tamam elektrikli dedim ama oldukça eğlenceli de bir roman. Mac’in ışıklı kafa aparatını çılgın dansı eşliğinde test ederken Barrons’a yakalandığı bölüme, cep telefonundaki şifreli IYD(if you’re dying- eğer ölüyorsan) ve IYCGM (If you can‘t get me – eğer bana ulaşamazsan) numaralarını yersiz araması durumunda Barrons’un söylediği “eğer ölüm döşeğinde değilken bu numarayı ararsanız sizi bizzat öldürmek için oraya gelirim Bayan Lane” sözüne, Mac’in Barrons için hazırladığı pembe (bu arada Barrons pembeden tiksiniyor) doğum günü pastasının hışımla tavana yapıştığı sahneye uzunca süre güldüm:)

Dilerim ki, bu serinin birçok kişinin gözünden kaçmasına neden olan şey her ne ise ortadan kalkar ve seri hak ettiği değeri alır. Hiç tereddütsüz söyleyebilirim ki okuduğum en iyi seriydi. Dark ve Midnight serilerini de çok seviyorum ama bu bambaşka… Karen Marie Moning harika bir yazar… Değerli Epsilon Yöneticileri lütfen 4 ve 5 kitaplar için bizi bekletmeyin. Hatta ikisini bir arada çıkartırsanız harika olur çünkü 4. Kitabın sonu saç baş yolduracak cinsten…

Veee ikinci en sevdiklerim. Sevgili Judith MACNAUGH. Sen nasıl bir yazarsın, kalemin sihirli mi be hatun! Şu yukarıda gördüğünüz romanların her birini 1 er günde okudum. Artık baktığım her yerde Clayton ve Whitney’i görüyorum:) En sevdiğim roman karakterleri. Bu kitaplarda historical yani sözde tarihi:) Aslında bildiğiniz aşk romanları. Dükler, düşesler zamanını anlatıyor. Beni çok eğlendirdi, okurken çok keyif aldım.

Hatta bu tarz kitapları seven bir topluluğun da facebook adresi var. Hanımlar orada sevdikleri kitapların özetlerini paylaşıp fikir alışverişinde bulunuyorlar. Bir göz atayım derseniz http://tr-tr.facebook.com/historicalromancetr bu adresi tıklayın.

Whitney ve Clayton bu romanda geçen kahramanlar. İçinde Aşk Saklı, bazılarınıza göre çerezlik gelebilir ama ben 600 küsür sayfalık romanı 1 gecede bitirdim. Beni mutlu etti. Hafta sonu keyif yaparken kahvenizin ya da salebinizin en iyi eşlikçisi olacağından eminim.

Julia Garwood’ da sevdiğim yazarlardan. Onun tarzı da historical çoğunlukla. Ama günümüz zamanınıda anlatan romanları var. Gayet keyifliydi. İskoçları ve muhteşem şatolarını merak ediyorsanız buyrun diyorum.

Sevgiler,